GÜNCEL
Giriş Tarihi : 13-01-2022 16:16

Cumhurbaşkanı Erdoğan, AB Üyesi ülkelerin Ankara Büyükelçileri ile düzenlenen toplantıya katıldı

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Avrupa Birliği (AB) üyesi ülkelerin Ankara Büyükelçileri ile düzenlenen toplantıya katıldı..

Cumhurbaşkanı Erdoğan, AB Üyesi ülkelerin Ankara Büyükelçileri ile düzenlenen toplantıya katıldı

Erdoğan'ın konuşmasından bazı satır başları şöyle:

"Geçen sene koronavirüs salgınının etkisi ile güvenlik algısının değiştiği güç mücadelesinin arttığı kurallara dayalı ilişkiler düzeninin sorgulandığı bir döneme şahitlik ettik.

Geleneksel tehditlerin yanı sıra salgın hastalıklar tabii felaketler iklim siber saldırılar ve terör gibi birçok asimetrik meydan okumaya maruz kaldık.

Covid-19 salgınının ağır sonuçları küresel fay hatlarının ne kadar kırılgan olduğunu hepimize bir kez daha gösterdi.

2. Dünya Savaşı'ndan bu yana gelen kurumların temelinin sağlam olmadığı gibi çok ciddi yapısal sorunlarla da yüzleştiği bu süreçte ortaya çıktı.

Birçok ülke içe kapanmayı kendi dışında yaşanan insani durumlara karşı kayıtsız kalmayı tercih etti."

Salgının 8 buçuk milyarlık insanlık ailesini birbirine yaklaştırmak yerine toplumlar arasındaki uçurumları derinleştiğini üzülerek görüyoruz.

Aşıya adil erişim ve salgının ekonomik yükünü omuzlama hususunda yaşanan adaletsizlikler de günden güne artarak devam etmektedir.

Küresel sisteme demokrasiye sosyal barış ve istikrara risk oluşturan bu tehditlerden hiç kimse hiçbir ülke azadı değildir.

Nitekim salgına bağlı ortaya çıkan bu olumsuz iklimden Avrupa Birliği de etkilenmiştir. Birliğin geleceğine dair brexit süreci ile alevlenen tartışmalar salgınla birlikte yeni bir boyuta taşındık.

Avrupa Birliği içindeki siyasi coğrafi ve ekonomik ayrışmalar daha belirgin hale geldi. Bu durum Avrupa Birliği gündemindeki pek çok önemli konunun geri plana itilmesine yol açtı. Ortak göç politikası oluşturulması yabancı karşıtlığı ve İslam düşmanlığı başta olmak üzere birçok kemikleşmiş sorun karşısında Avrupa Birliği maalesef kaydeder hiçbir adım atamadı.

Konuya objektif bakabilen herkes birliğin karşı karşıya olduğu bu tehditlerin aşılmasında anahtar ülkenin Türkiye olduğunu görmekte ikrar ve itiraf etmektedir.

Türkiye müzakere sürecini yürüten aday ülke olarak tedarik zincirleri terörizm göç güvenlik savunma İslam ve yabancı düşmanlığı sağlık ve enerji arz güvenliği gibi temel konularda sorun çözücü role sahiptir.

Bu kritik dönemeçte Türkiye ve Avrupa Birliği'nin ilişkilerini her alanda ileriye taşınması daha da önem kazanmıştır. Bizde bu anlayışta birlikle münasebetlerimizi daha sağlam bir zemine oturtmak istedik. Katılım perspektifi temelinde demin hayata geçirilmesi maksadıyla diyalog ve diplomasiden yana çaba gösterdik. Üst düzey ziyaret ve temasların yanı sıra iklim güvenlik göç ve sağlık alanlarında yüksek düzeyli diyalog toplantıları gerçekleştirildi.

Attığımız tüm bu adımlara üzülerek ifade etmek isterim ki Avrupa Birliği tarafından beklediğimiz karşılığı bulamadık.

Gümrük Birliği'nin güncellenmesi başta olmak üzere bu olumlu gündemi hayata geçirmemek için bize karşı oyalama taktikleri uygulandı. Siyasi hesaplarla tam kaynaklanan haklarını kötüye kullanan tüm ülkelerin bu süreçte engelleyici şekilde davrandıkları ortadadır.

Ancak asıl üzerinde düşünülmesi gereken birliğin çıkarlarının birkaç üye ülkenin ihtiraslarına kurban edilmesidir.

Esas hesaplaşılması gereken Avrupa Birliği'nin birkaç devlet tarafından esir alınmış olmasıdır.

Türkiye'nin tam üyelik sürecindeki kararlı bir dirayetli sabırlı tutumu ile birlik içindeki tabiri caizse yazılım hatalarını da görülmesine katkı sağladığına inanıyorum.

İletişim ve ulaşım imkanlarının bu kadar genişlediği dünyanın küresel bir köye dönüştü bir dönemde insan hareketleri de artmaktadır.

Avrupa ve Türkiye'nin çevresinde yaşanan mevcut krizler çözüm verdikçe göç baskısının azalmasını beklemek gerçekçi değildir.

Mevcut krizlere sürekli yenilerinin eklendiği bir konjonktürde göç sorunu derinleşerek devam edecektir.

Türkiye olarak politikalarımızı bu hakikatler şeklinde öngörülerimizi yine bu çerçevede yapıyoruz. Bir taraftan düzensiz göce kaynaklık eden ülkelere yönelik yardımlarımızı artırırken diğer taraftan meseleyi asıl boyutlarıyla da değerlendiriyoruz.

Sınır ötesi Suriye'nin kuzeyinin tüm dünyaya terörist ihraç edilen bir terör merkezi haline dönüşmesine engel olduk. DEAŞ ve PKK'nın Suriye koluna yönelik harekatlarımız da bu bölgedeki istikrar ve güven ikliminin tesisine katkıda bulunduk.

Türkiye'nin terörden andırdığı bölgelerde bugün 4 milyonun üzerinde Suriyeli hayatını idame ettiriyor.

PKK/YPG  ve rejim güçlerinin sivilleri ve  sivil yerleşimleri hedef almaktadır.

Tüm bu saldırılara rağmen bu insanlar kendi yurtlarında kendi topraklarında kalarak hayata tutunmaya çalışıyor.

Türkiye buradaki varlığıyla Suriye'nin toprak bütünlüğünün korunmasına katkı sağlarken yeni göç dalgalarının da önüne geçmektedir. Elini vicdanına koyan herkes kabul edecektir.

Türkiye'nin olağanüstü çabaları olmasaydı bugün hem Suriye Hem de Avrupa çok farklı bir manzarayla karşı karşıya kalacaktı.

Bizim gayretlerimiz olmasaydı göç krizi daha fazla derinleşecek can kayıpları daha çok artacak terör daha fazla azacak istikrarsızlık çok daha geniş bir coğrafyaya yayılacaktı.

Türkiye'nin fedakârca yürüttüğü çalışmalar tablonun kötüleşmesine yüreğimizde yeni Aylan bebek yaralarının açılmasına mani olmuştur.

Suriyeli misafirimizin evlerine güvenli ve gönüllü geri dönüşlerini sağlamış olmamızda ülkemizin bir diğer başarısıdır.

Ancak bu gerçeklere rağmen Türkiye'ye göç krizi ile mücadelesinde Avrupa Birliği'nden anlamlı bir destek alamadı. Avrupa Birliği Suriyelilere yasal göç yollarını açan gönüllü insani kabul programını hala hayata geçiremedi.

Suriye'de terörden arındırdığımız bölgelere geri dönüşümüne yönelik çabalarımız desteklenmedi.

Avrupa'nın katkı vermediği iskan ve projelerini biz milletimizin ve sivil toplum kuruluşlarımızın desteği ile kendimiz hayata geçirdik.

Göçmenlere yönelik uluslararası hukuka aykırı uygulamalara son verilmesi şarttır.

Ege'deki müessif olaylarla ilgili Avrupa'dan daha vicdanlı daha yürekli sesler yükselmesini bekliyoruz.

Bilindiği gibi 18 Mart mutabakatı göç alanında işbirliği yanında Türkiye Avrupa Birliği ilişkilerinin de 5 alanda daha somut ilerleme sağlamayı hedefliyor.

Önümüzdeki dönemde özellikle vize serbestisi ve Gümrük Birliği'nin güncellenmesi konularında ilerleme kaydetmeniz gerekiyor. Vize serbestisi diyaloğu kapsamında kalan kriterler bakımından üzerimize düşenleri yerine getirmeye yönelik adımları zaten atıyoruz.

Bu çerçevede 72 kriterden kalan 6'sının karşılanması hususunda önemli bir mesafe kat ettik. Vize serbestisi turizm ve ticaret yanında Türkiye'nin tam üyeliği önündeki önyargıların kırılmasına da katkı sağlayacaktır.

Gümrük Birliği'nin güncellenmesi ise ortak menfaatimizedir. Sürecin siyasi saiklerle engellenmesi tüm taraflara zararlıdır.

Avrupa Birliği'nin 2022 yılında stratejik miyopluktan kurtularak Türkiye ile ilişkilerin geliştirilmesinde daha cesur davranmasını ümit ediyoruz. Mevcut kısır yaklaşımın birliğin bölgesel ve küresel güç olma iddiasını zarar verdiği ve hiçbir sorunu çözmediği ortadadır.

Birlik içi dayanışma bahanesinin özellikle ardına sığınarak Türkiye Avrupa ilişkilerinin sabote edilmesinin önüne geçilmelidir.

Bunun için de bazı üyelerin Türkiye ile problemlerini birlik koridorlarında çözme çabasından vazgeçmesi gerekiyor.

Geçen sene komşumuz Yunanistan'la diyalog mekanizmalarımızın birçoğunu yeniden canlandırdık. Gerilimin düşürülmesi için büyük gayret gösterdik.

Ekonomik ve ticari ilişkilerimizi geliştirmek amacıyla pozitif gündem oluşturulması yönünde mutabık kalarak çalışmalara başladık. İki komşu ülke olarak doğrudan ve yapıcı diyalogla aramızdaki meseleleri halledebileceğimize samimiyetle inanıyoruz.

Türkiye'nin Kıbrıs meselesine ilişkin duruşu da nettir.

Kıbrıs meselesinin çözümüne yönelik 50 yılı aşkın süredir devam eden müzakere süreçlerinin neden başarıya ulaşmadı hepinizin malumudur.

Rumlar kendilerini Ada'nın tek sahibi olarak gören Kıbrıs Türklerini yoksa zihniyetten bir türlü kurtulamadı.

Maalesef Avrupa Birliği körü körüne Rum tarafının sözcülüğünü yaparken aynı coğrafyanın ayrılmaz bir parçası olan Kıbrıs Türklerinin hakkını hukukunu görmezden geldi.

Sergilenen çifte standartlar artık hepimizi dünün güneşiyle bugünün çamaşırlarını kurutmaya çalışmanın zaman kaybı olduğu noktasına getirdi.

Kıbrıs meselesinin Ada'daki gerçekler temelinde tüm tarafların yararına olacak şekilde çözüme kavuşturulması için Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ile birlikte çaba harcamaya devam ediyoruz.

Kıbrıs Türk halkının egemen eşitliğinin ve eşit uluslararası statüsünün tescil edilmesi çözümün önünü açacaktır.

Böyle bir çözüm Doğu Akdeniz'deki işbirliği ortamının gelişmesine de katkı sağlayacaktır.

Avrupa Birliği açısından artık samimi bir muhasebe yapma vakti gelmiştir. Şayet Avrupa Birliği çözüme gerçekten katkı yapmak istiyorsa 2004'te verdiği taahhütleri yerine getirerek Kıbrıs Türklerinin varlığını ve iradesini tanımalı Cenevre'de sunulan çözüm önerisini değerlendirmelidir.

Diğer türlüsü yeni bir oyalama özellikle de taktik olarak görülecek vakit ve enerji israfından başka bir anlam ifade etmeyecektir.

Yarım asırdan fazla bir süredir Avrupa Birliği'ne üyelik için çaba harcıyoruz şahsen 20 yıla varan Başbakanlığım ve Cumhurbaşkanlığı döneminde üyelik sürecimizin tüm evrelerine ayrıntılarıyla vakıf oldum.

Bu 20 yıllık zaman diliminde Avrupa'da sayısız liderle Cumhurbaşkanıyla başbakanla bakanla birlikte temsilcisi ile görüştüm.

Tam üyelik yolunda attığımız adımların nasıl engellendiğini ülkemizi nasıl bir çifte standarda maruz bırakıldığını bizzat gördüm.

Bu tecrübeler ışığında şu gerçekleri samimiyetle ifade etmek isterim. Coğrafi tarihi ve beşeri olarak Avrupa kıtasının bir parçası olan Türkiye elbette Avrupa Birliği tam üyelik hedefi ile bağlıdır.

Maruz kaldığımız onca adaletsizliğe rağmen Avrupa Birliği bizim stratejik önceliğimiz olmayı sürdürüyor.

Bu yönde gayret göstermeye devam ediyoruz. Örneğin 2021/2023 yıllarını kapsayan Avrupa Birliği katılım için ulusal eylem planı rehberliğinde çalışmalarımıza hız verdik.

4 ulusal eylem planı ve çıkarılan 5 yargı paketi sürece ilişkin özellikle kararlılığımızın en somut göstergeleridir.

2053 yılına yönelik net sıfır emisyon hedefimizi ilan Avrupa Yeşil Mutabakatı eylem planımızı yürürlüğe Türkiye Avrupa Birliği ilişkilerinin en görünür boyutlarından biri olan mali işbirliğine ve birlik programlarına katılma da büyük önem veriyoruz.

Son 20 yılda ülkemize tahsis edilen 9,2 milyar avroluk Avrupa Birliği fonu sayesinde 900'e yakın büyük ölçekli proje gerçekleştirildi. Karşılıklı yararımıza olan projeler önümüzdeki yıllarda birliğin Türkiye'ye katılım öncesi mali yardım aracı kapsamındaki fon miktarını artırmasının da ortak menfaatimize hizmet edeceği aşikârdır.

Tüm bunlarla beraber yapılması gereken husus Avrupa Birliği'nin Türkiye'nin üyelik sürecine dair samimi adil ve ahde vefalı davranmasıdır. Bunu başardığımız da üyelik sürecimizde asıl ket vuran sorunların ortadan kalkacağına ülkemizin çabalarının meyvelerini vereceğine inanıyorum.

Yakın coğrafyamızda vuku bulan hadiseler dış politika ve güvenlik alanında işbirliğimizi güçlendirmemizin ne kadar önemli hatta hayati olduğuna işaret ediyor.

Bu kapsamda Bosna Hersek'teki siyasi krizin çözümü noktasında yoğun gayret gösteriyoruz.

Azerbaycan'ın topraklarını işgal eden Azad etmesiyle Kafkasya'da yeni bir döneme girdi. Bu gelişmenin ardından Ermenistan'la normalleşme sürecini başlattık. Atılan adımların beklenen sonuçları vermesi için Ermenistan'ın bölgedeki barış fırsatını iyi değerlendirmelidir.

Avrupa Birliği Suriye meselesine sadece göç perspektifinden yaklaşmak yerine siyasi sürecin ivme kazanması için somut gayret göstermelidir.

Libya da ise sükunetin sağlanmasına özen gösterilmeli seçimlerde kalıcı istikrar ve barışa katkı sağlayacak şekilde yapılmalıdır. Bu yolda Türkiye olarak gereken desteği vermeye devam ediyoruz.

Üçüncü Türkiye Afrika Ortaklık Zirvesini 16-18 Aralık 2021 tarihlerinde salgın şartlarına rağmen İstanbul'da başarılı bir şekilde tamamladık.

Gelecek ay Avrupa Birliği Afrika Zirvesinin de yapılacağını biliyor ve bu coğrafyada işbirliği potansiyelimizin yüksek olduğuna inanıyorum. Kıymetini Türk 2022 yılında da girişimci ve insani dış politikasıyla daha adil bir dünya hedefi yönünde gayretlerini sürdürecektir.

Bu anlayışla müzakere eden aday ülke olarak Avrupa Birliği ile iş birliğimizi ve diyaloğumuzu güçlendirmeye hazırız ön yargılar veya korkular yerine uzun vadeli stratejik bir bakış açısıyla hareket edilmesi ortak menfaatimizedir. Sizlerden Brüksel'e başkentlerinize yapacağınız yönlendirmelerle Türkiye Avrupa Birliği münasebetlerinde yeni bir sayfanın açılmasına destek olmanızı özellikle bekliyorum."

Hibya Haber Ajansı